YÖNETİM KURULU ÜYESİ TÜZEL KİŞİNİN SORUMLULUĞU

YÖNETİM KURULU ÜYESİ TÜZEL KİŞİNİN SORUMLULUĞU

Türk Ticaret Kanunundaki tüzel kişinin doğrudan şirketin yönetim kuruluna seçilmesine olanak sağlayan yeni düzenlemesiyle birlikte tartışmalı bir konu olan ”Tüzel Kişi Adına Yönetim Kurulu Üyeliğine Seçilen Kimsenin Sorumluluğu” meselesi ortadan kaldırmıştır. Zira tüzel kişinin bizzat yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin muhatabı da bizzat tüzel kişinin kendisi olacaktır. Bir başka anlatımla şirketin uğradığı zarardan dolayı açılacak tazminat davasında tüzel kişinin temsilcisi değil; tüzel kişinin kendisi davalı sıfatına haiz olacaktır. Bu düzenlemenin menfaatler dengesine daha uygun olduğu kanaatindeyiz. Böylece hem şirketi yönetme yetkisi elinde olup hem de oluşabilecek zararlardan ötürü sorumluluk altına girmemek gibi bir durum ortaya çıkmayacak yaşanabilecek mağduriyetler ortadan kalkacaktır.

Yönetim kurulu üyesi seçilen tüzel kişiler şirketin uğradığı zarardan dolayı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesi çerçevesinde verdikleri zararla sınırlı olarak sorumlu tutulabilirler. Tüzel kişiyi temsilen yönetim kurulunda bulunan gerçek kişinin 557. Maddeye göre sorumluluğuna gidilmesi ise mümkün değildir. Bununla birlikte tüzel kişinin şirketin zarara uğramasına sebebiyet veren gerçek kişinin verdiği yanlış karar dolayısıyla kendisinin uğramış olduğu zararı genel hükümlere istinaden rücu etmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.

Tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin göstereceği özenin ölçüsü benzer işletmelerde yönetim kurulu üyelerinden beklenebilen işin gerektirdiği özen ile aynıdır. Fiziken var olmayan tüzel kişinin gerekli özeni gösterip göstermediği; onun organı, yani yönetim kuruluna gönderdiği gerçek kişi üzerinden tespit edilecektir. Bir başka anlatımla tüzel kişinin aracısı olan gerçek kişinin benzer işletmelerdeki yöneticilerden beklenen işin gerektirdiği özeni gösterip göstermediğine bakılarak tüzel kişinin özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine karar verilir. O nedenle yönetim kurulu üyesi olan tüzel kişi, yönetim kuruluna gönderdiği gerçek kişinin sübjektif niteliklerinin dikkate alınması gerektiğini ileri süremeyecektir.

Tüzel kişiyi temsilen yönetim kurulunda yer alan gerçek kişinin Türk Ticaret Kanunu’nun 375/1. maddesinde sayılan üst gözetim, üst düzey yönetim gibi devredilemez görev ve yetkileri bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla maddede geçen devredilemez görev ve yetkiler bizzat tüzel kişiye aittir. Bunun anlamı tüzel kişinin, yönetim kuruluna gönderdiği temsilcinin bu görevleri gereği gibi yerine getirmemesi halinde sorumluluktan kurtulamayacağıdır. Zira organın fiili tüzel kişinin fiilidir.

Öte yandan TTK ile delegasyon halinde yönetim kurulu üyelerine sorumluluktan kurtulma imkanı tanıyan 553. madde hükmünden tüzel kişi de yararlanabilir. Şöyle ki delegasyon halinde idare ve temsil yetkisi devredilen kimsenin seçiminde, ona talimat verilmesinde ve gözetiminde kusursuz davranıldığını ispat eden tüzel kişi sorumluluktan kurtulur.

Kamu Tüzel Kişilerinin Yönetim Kurulundaki Temsilcilerinin Sorumluluğu

Kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulunda temsilci bulundurabilmesi Türk Ticaret Kanunu’nun 334. maddesinde düzenlenmiş ve mülga TTK 275. Maddesinden büyük bir değişiklik yapılmaksızın alınmıştır. İlgili kanun maddesine göre kamu tüzel kişileri, pay sahibi olmasalar dahi konusu kamu hizmeti olan anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulunda temsilci bulundurabilirler. Bu temsilcilerin seçimi ve azli ise yine aynı maddenin ikinci fıkrasına istinaden tüzel kişiye bırakılmıştır. Böylece yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca seçileceğine dair genel kurala bir istisna getirilmiştir.

Kanun koyucu 334. maddede kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulundaki üyeleri ile ilgili olarak bunların genel kurulca seçilen üyelerle aynı hak ve vazifelere sahip olduğunu belirtmiş ardından da buna bir istisna getirmiştir. İlgili yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunu düzenleyen TTK Md. 334/3’e göre; kamu tüzel kişileri şirket yönetim kurulundaki temsilcilerinin bu sıfatla işledikleri fiillerden ve yaptıkları işlemlerden dolayı şirkete ve onun alacaklılarıyla pay sahiplerine karşı sorumludur. Görüldüğü üzere, kanun koyucu burada özel bir düzenleme yapmak suretiyle temsilcinin fiil ve eylemlerinden dolayı bizzat kamu tüzel kişisinin sorumlu olacağını açıkça hükme bağlamıştır. Sorumluluk temsilcinin hukuki işleri kadar haksız fiillerini de kapsamaktadır. Ayrıca söz konusu sorumluluk yalnızca şirkete karşı değil, ortaklara ve alacaklılara karşı da geçerlidir.

Türk doktrininde yazarlar mülga TTK Md. 275’e ilişkin değerlendirmelerinde çoğunlukla temsilcinin fiil ve eylemlerinden dolayı kamu tüzel kişisine açılacak davanın yanı sıra temsilciye de Mülga TTK Md. 336, Mülga BK Md. 41 ve 96 uyarınca sorumluluk davası açılabileceği görüşünü savunmaktadır. Ancak mülga TTK Md. 275/3’te yer alan hüküm buna engel olup olmadığı hususuna değinmemektedirler. Ayrıca böyle bir durumda kamu tüzel kişisi ile temsilci arasında eksik teselsül söz konusu olacağı da kabul edilmektedir.

Tekinalp konuyla ilgili olarak bir yandan sorumluluğun tüzel kişiye ait olmasının, üyelik sıfatının onun kişiliğinde doğduğunun fakat gerçek kişi temsilcisi tarafından kullanıldığının açık bir ifadesi olduğunu, hatta tayin yetkisinin, azil hakkının ve sorumluluğun kamu tüzel kişisinde olması karşısında, daha da ileri gidilerek temsilcinin ortaklığa karşı hiçbir sıfatının bulunmadığının ileri sürülebileceğini belirtmekte, öte yandan temsilcinin mülga TTK 336’ya istinaden bizzat sorumlu tutulmasının önünde bir engel olmadığını ileri sürmektedir. Bu durumda yönetim kurulu üyesi olmayan hatta ortaklığa karşı hiçbir sıfatı olmadığı ileri sürülen temsilci neye istinaden yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna tabi tutulacaktır? Dolayısıyla biz bu görüşe katılmamaktayız.

Soruna değinen yazarlardan Çamoğlu ise, bir yandan gerek tüzel kişinin gerekse temsilcinin yönetim kurulu üyesi olamayacağını kabul etmekte, bu nedenle kanun koyucunun temsilcinin hukuki durumunu ayrıca tespit etmek ihtiyacını duyduğunu belirtmekte, öte yandan temsilcinin TTK Md. 336’ya istinaden sorumlu tutulabilmesini maddede geçen “yönetim kurulundaki temsilcileri, genel kurul tarafından seçilen üyelerin hak ve görevlerini haizdir” hükmüne dayandırmak suretiyle bunun verilen hak ve görevlerden bağımsız olarak düşünülemeyeceğini ileri sürmektedir. İleri sürülen bu gerekçe, düzenlemenin istisnaları dikkate alınmadığı için temsilcinin de bizzat mülga TTK Md. 336’ya istinaden sorumlu tutulmasını açıklamaya kanaatimizce yeterli değildir.

TTK Md. 334/3’te kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulundaki temsilcilerinin, genel kurul tarafından seçilen üyelerin hak ve görevlerine haiz olduğu belirtilmiş doktrinde de bu husus özellikle vurgulanmıştır. Ancak gerçekten her iki yönetim kurulu üyesi arasında hiçbir fark olmasaydı maddede sorumluluk bakımından da bir ayrım yapılmasına gerek duyulmazdı. TTK Md. 334 özel bir düzenleme olup kamu tüzel kişilerini temsilen yönetim kurulunda bulunan üyelerin hak ve yükümlülüklerini, özellikle de temsilcilerin sorumlulukları açısından açık bir istisna getirmiştir. Kamu tüzel kişisinin doğrudan sorumluluğunu öngören söz konusu düzenleme, TTK Md. 553’te yer alan ve yönetim kurulu üyelerinin kişisel sorumluluğunu içeren genel hükümden açıkça ayrılmaktadır. Temsilcinin fiil ve işlemlerinden dolayı kamu tüzel kişisi doğrudan sorumludur ve temsilcinin TTK Md. 553’e veya genel hükümlere istinaden sorumlu tutulması mümkün değildir. Maddede öngörülen hükmü şahsın temsilcisine rücu hakkı ise tamamen tüzel kişi ile temsilcisi arasındaki iç ilişkiyi düzenler. Nitekim İsviçre doktrininde hâkim görüş de temsilcinin yönetim kurulu üyesi olarak bizzat sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı yönündedir.

Kamu tüzel kişisinin anonim şirkette pay sahibi olması halinde bir tercih yaparak TTK Md. 334’e istinaden doğrudan temsilci göndermesi veya 359. maddeye istinaden kendisini veya dilediği bir kimseyi genel kurulda seçtirmesi mümkündür. Bu durumda uygulanacak sorumluluk hükümleri arasında bir farklılık olacaktır. Kamu tüzel kişisi temsilciyi doğrudan göndermek yoluna giderse, sorumluluk hususunda TTK Md. 334 geçerli olacaktır. Bir başka anlatımla temsilciye karşı TTK Md. 557 ve Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine istinaden sorumluluk davası açılamayacaktır. Kamu tüzel kişisinin paylarına istinaden kendisini veya bir temsilcisini genel kurulda seçtirmesi halinde ise, sorumluluk TTK Md. 557 ve devamına istinaden belirlenecektir. Bu durumda kamu tüzel kişisi kendisi bizzat yönetim kuruluna seçilirse dava onu temsilen yönetim kurulunda bulunan kimseye değil doğrudan tüzel kişiye yöneltilecek, tüzel kişi oylarına istinaden genel kurulda bir kimseyi yönetim kuruluna seçtirdiği takdirde ise artık teknik anlamda bir temsilciden söz edilemeyeceğinden sorumluluk doğrudan seçilen yönetim kurulu üyesine yöneltilecektir.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Fiillerinden Tüzel Kişinin Sorumluluğu

Bilindiği üzere, tüzel kişilerin haklarını iktisap edebilmeleri ve borç altına girebilmeleri için, yönetim ve temsil işlerini onlar adına yapan gerçek kişilere ihtiyaçları vardır. Bu bağlamda Türk Medeni Kanunu’nun 49. ve 50. maddelerinde yer alan tüzel kişiliğe dair hükümler, Türk Ticaret Kanunu’nun 125. maddesinin atfı nedeniyle anonim şirketler açısından da geçerlidir. Anonim şirketler, fiil ehliyetini organlarına sahip olmasıyla kazanır ve iradesini de organları vasıtasıyla oluşturarak açığa vurur. Keza anonim şirketler, organları ile hukuki tasarrufta bulunur ve bu organlar bu tasarrufları veya diğer hukuki işlemleri ile şirketi ilzam ederler.

TMK Md. 50/2’de yer alan tüzel kişinin organlarının hukuki işlemlerinden ve diğer bütün fiillerinden sorumlu olacağı yönündeki genel düzenlemesi, anonim şirketler bakımından TTK Md. 371/5’te ifadesini bulmaktadır.

Tüzel kişiler bakımından gerek borcun ifasında gerekse hakların kullanılmasında, tüzel kişinin organları yardımcı şahıs olarak değerlendirilemezler. Tüzel kişilerde organın fiili, tüzel kişinin fiili sayılır ve dolayısıyla şirketi temsil eden organ, şirket tüzel kişiliğini ilzam eder. Bunun neticesinde yönetim kurulu üyeleri tarafından şirket adına yapılan bütün sözleşmelerden ve muamelelerden dolayı yalnızca şirket tüzel kişiliği alacaklı ve borçlu olur. Anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin hukuki işlemleri sebebiyle akdi sorumluluğunun yanı sıra şirketi temsil ve idareye yetkili kimselerin görevlerini yerine getirdikleri esnada üçüncü kişilere verdikleri doğrudan zararlardan dolayı bir de haksız fiil sorumluluğu söz konusu olur.

Yukarıda da değinildiği üzere, kanun koyucu TTK Md. 371/5’te “Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır.” demek suretiyle şirketin sorumluluk halini yönetim kurulu üyelerinin görevleri esnasında işledikleri haksız fiilleri kapsayacak biçimde düzenlemiştir. Anonim şirket, organlarının faaliyetlerini yürütürken üçüncü kişilere verdikleri zararlardan sorumludur. Söz konusu sorumluluk bir kusursuz sorumluluk halidir.

Şirketin sorumlu tutulabilmesi için bu haksız fiilin şirketin bir “organının” fiili olması gerekir. Sorumluluğun gerçekleşmesi için organın şekli anlamda bir organ olması şart değildir. Fiili anlamda organların haksız fiillerinden de şirket sorumludur. Anonim şirketler bakımından temsilciler ve ticari vekiller bu anlamda organ sayılmazlar. Tüzel kişinin organları dışındaki personeli, ifası kendisine bırakılan borçlar veya kullanımına katıldıkları haklar bakımından yardımcı şahıs sayılırlar. Şirket bu hallerde TBK Md. 66’ya istinaden sorumlu tutulabilir.

Organın borca aykırı davranışından dolayı tüzel kişiye karşı sorumluluğu, tüzel kişinin herhangi bir borç ilişkisinden kaynaklanan yükümlülüğünün organ tarafından hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi halinde söz konusu olur. Yükümlülüğün doğduğu hukuki ilişkinin niteliğinin bu konuda önemi yoktur. Yine yükümlülüğün yerine getirilmemesi ile meydana gelen borca aykırılığın niteliği örneğin temerrüt, imkânsızlık, borcun gereği gibi ifa edilmemesi, akdin müspet ihlali, “culpa in contrahendo” gibi, önem taşımaz.

Anonim şirketin, organlarının haksız fiillerinden sorumlu olabilmesi için aranan diğer bir koşul da organın kusurlu bir davranışı ile bir haksız fiile sebebiyet vermesidir. Yargıtay da tüzel kişinin organlarının haksız fiilinden sorumlu olabilmesi için kusurlu davranış şartını aramaktadır.

Organın haksız fiili kendisine düşen görevin ifası esnasında işlemiş olması gerekir. Buna karşın organın iç ilişkide bu fiil için yetkili olup olmadığının bir önemi yoktur. Bu durumda sadece dışa karşı organ vazifesini haiz olanlar değil iç İlişkide organ vazifesi gören kimselerin haksız fiillerinden de şirket sorumlu olur. Haksız fiilin şirketin menfaatine yapılmış olmasına da gerek yoktur. Önemli olan bu fiilin organın faaliyetleri kapsamında mütalaa edilebilmesidir.

Şirketi idare ve temsil ile yetkili bir kimsenin görevi esnasında bir başkasına zarar vermesi halinde, zarar gören kimse, şartlar oluştuğu takdirde, dilerse anonim şirkete, dilerse temsil ve idareye yetkili şahsa başvurabilir.

Av. Mahir KARABOĞA

KAYNAKÇA

  1. Anonim Ortaklıklar Hukuku 1.Cilt, Prof. Dr. Güzin ÜÇIŞIK, Dr. Aydın Çelik, Adalet Yayınevi kitabı
  2. Anonim Şirketler Yönetim Kurulu, Doç. Dr. Necla Akdağ Güney, Vedat yayınevi 2.Baskı kitabı,
  3. Tüzel Kişinin Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyeliği, Emine Develi, Seçkin Yayınevi, 1.Baskı Kitabı,
  4. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu
  5. 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Yönetmelik
  6. https://tr.wikipedia.org/wiki/Anonim_şirket
  7. Yargıtay Kararları
  8. www.kazanci.com (İçtihat programı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir